ozirus’

diary of a computer alchemist
  • rss
  • Ana sayfa
  • Hakkımda
  • Linux
  • Kısa Filmler

Pardus Ağ Yöneticisine Ad-hoc Desteği Eklemek

08 July 2008

GİRİŞ

Staj sonuçları açıklandığında Pardus’ta staj yapacağım için gerçekten çok sevinmiştim. Hatta bu sevinç yurtta bilgisayar odasındaki ” ‘Yaşasın!’ diyerek sandalyeden fırlayan genç gören insan” ‘larca da bizzat tasdik edilip onaylanmıştı. Proje tercihimi her ne kadar “İnternet Bağlantısı Paylaşım Projesi” için kullanmış olsam ve bu proje GSoC‘cu bir arkadaşımız olan ve projesinin hakkını gayet güzel veren Cihangir‘e gitse de yine de “güzel ve eğlenceli” şeyler yaşayacağımı biliyordum Eskişehir’den staj için Gebze’ye gelirken. Herkes birbiriyle tanışıp iş projelerin dağıtılması aşamasına gelince eğlenceli olabileceğini düşündüğümden ‘ağ yöneticisine ad-hoc desteği eklenmesi’ projesini seçtim. Proje danışmanım ise Bahadır oldu. İşte, bu yazı buraya kadar yazdıklarımla tamamen alakasız olarak projeyi nasıl yaptığımla ilgili bir takım teknik şeylerle alakalı olacak. (Ayrıca umarım içeriğine bağlı olarak staj defteri doldurma sancımı da değerli kopyala ve yapıştır arkadaşların yardımıyla bir nebze olsun azaltacak.)

AĞ YÖNETİCİSİ ile ÇOMAR’I ANLAMAK

İşe nasıl başlayacağımı kestirebilmek adına çalışmalarımın ilk aşamasına ağ yöneticisinin kodlarını inceleyerek başladım. Epey vakit alan bu süreç sonunda işimi bitirdiğimde bu sürecin neyin-nerden-nasıl geldiği ile alakalı olarak bana epey birşey kattığını farkettim. Tabii olarak bu okuma ve inceleme aşaması süresince başta ÇOMAR olmak üzere kimi başka konulara da girdim.

…ve ÜZERLERİNDE OYNAMAK

Ağ yöneticisinin işleyişini anladığımı düşündüğümde normalde/her hangi bir GUI olmadan bilgisayarları ad-hoc bağlamak için gerekli olan; kablosuz ağ arayüzü modunu ad-hoc’a ayarlamak, arayüze ip vermek, isteniyorsa arayüze şifre vermek, kanal ayarı yapmak gibi işleri ağ yöneticisinden yapılabilir hale getirebilmek için ÇOMAR’a ait Net_Link_wireless_tools.py betiğini düzenlemeye başladım. Bu betiğin özellikle Dev sınıfına ait up metoduna bağlantı moduna göre değişen bir işlerlik kazandırmam gerekiyordu. Bu sebeple ağ yöneticisine ait connection.py dosyasından gelen mod bilgisine -ki kendileri Net_Link_wireless_tools.py betiğinde bir Python listesinin içinde ikamet ediyorlar- göre (bir erişim noktası ile internete çıkılan kablosuz bağlantılarda managed, ad-hoc bağlantılarda ad-hoc) up metodunda bir dallanma gerçekledim ve geriye sadece Wireless sınıfına ait metodlarla yada standart bir metodu yok ise eğer subprocess modülü yardımıyla up metodunun ad-hoc dallanmasının içini doldurmak kaldı.

Buraya kadar yaptıklarımla ve connection.py‘yi düzenleyerek yaptığım kimi GUI değişiklikleri ile ağ yöneticisini bilgisayarları ad-hoc bağlayabilir hale getirebildim. Fakat projenin buraya kadar yaptığım kadarı ad-hoc modda birbirlerine bağlanacak olan bilgisayarlara el ile ip verme zorunluluğu getiriyordu. Bu noktada bir takım RFC okuma çabalarına daldım ve bir-iki günümü bu hevese harcadım.

Okumaya çalıştığım RFC’lerden öğrendiğim şey yapmaya çalıştığım şeyin (ad-hoc bağlananan makinelere otomatik ip vermek ve ip çakışmasının önüne geçmek) makineler arası Link-Local bağlantı yapmak olduğunu öğrenmem oldu. Bu tipteki bir bağlantı (ki kendisi RFC 3927 ile efendi gibi anlatılmış) ad-hoc bağlı makinelere 169.254.0.0/16 aralığından bir ip tahsis ediyor ve çakışma olduğunda çakışmaya sebep olan makinelerden birine farklı bir ip atıyor.

Bu bağlantı şeklini projeme uygulayabilmek amacıyla birtakım kütüphane arayışlarına girdim. Arayışlarım sırasında avahi-autoipd adlı bir uygulamanın var olduğunu gördüm ve teknik ayrıntılar için freenode’un #avahi kanalında biraz vakit geçirdim. Daha sonra bunu yine up metodunun ilgili kısmına ekleyerek bağlanırken üzerinde mod, şifre vb… ayarları yaptığım ağ arayüzüne ip adresi vermede kullandım. Burda avahi-autoipd‘ye ip adresi verdirirken getirilecek sınırlandırma ve özelleştirmelerin ayarlandığı avahi-autoipd.action dosyası üzerinde de bir takım düzenlemeler yapmam gerekti. Bu işlemle birlikte artık ad-hoc bağlantı yapılan makinelere elle ip verme zorunluluğu ortadan kalkmış ve ağ yöneticisinin ad-hoc desteği projesi testler hariç tamamlanmış olmuştu.

TESTLER, CİHAZ UYUMSUZLUKLARI vs…

Proje bittikten sonra testleri yaparken karşılaştığım en büyük sorun kimi kablosuz cihazların geriye dönük uyumsuzlukları oldu. Intel PRO/Wireless 2200BG chipset’e sahip dizüstümde yazdığım ve düzgün çalışan bir kodun mod değiştirme kısmı Intel PRO/Wireless 3945ABG‘lı bir başka dizüstünde “Device is busy” hatası verebiliyordu örneğin. Bu sorun biraz vaktimi aldı ama olay sonuçta Ubuntu forumlarında gördüğüm ve “Neden daha önce aklıma gelmedi ki?” şaşkınlığıyla karşıladığım; arayüzü önce pasif et, değişiklikleri yap, sonra aktif et tandansında çözümlendi.

Comments
No Comments »
Categories
Gezegen, Pardus, Python, Staj, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Yeni Bilgisayar!

24 May 2008

Uzunca bir süredir masaüstü bilgisayarımın kasasını upgrade etmeyi düşünüyordum. Zamanında -gençken- birkaç bilgisayar dergisinin benchmark sonuçlarının gazına gelerek aldığım rd-ram’den başkasını desteklemeyen Intel anakartım ve son derece eski 64 mb’lık Geforce MX 440 chipsetli -yani yeni hiç bir oyuna çalıştırmayan- ekran kartım artık beni aradan geçen yedi yılın ardından "komple bir değişikliğe" zorlar olmuştu. Nihayet bu dönem gerekli parayı denkleştirdim ve şöyle bir kasanın siparişini dün Alp beyler ile verebildik;

  • INTEL C2DUO E8400 3.0GHz 1333MHz 6MB 64BIT işlemci
  • GIGABYTE GA-P35-S3G DDR2 1333MHz SES+LAN 16X ana kart
  • KINGSTON 1024MB 800MHz DDR2 x 4 = 4GB ram
  • WESTERNDIGITAL 500GB SATA2 16MB hard-disk
  • GIGABYTE Ge-force 8800GT 512MB DDR3 DVI 16X ekran-kartı
  • THERMALTAKE VG8400BNSB WINGSRS 101 400W PSU

Kendisi ayrıca geldiğinde dış görünüş olarak şöyle bi’şey olacak;

Gelsin oyunlar, gelsin güzelim çalışma saatleri… :)

Comments
2 Comments »
Categories
Seratonin, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Tatil!

21 May 2008

Son finalimin Cuma günü bitmesiyle beraber yaklaşık 4 ay sürecek tatilime başlamış bulunuyorum. Cumartesi yoğun gezme-tozma da içeren bir yolculukla Eskişehir’e ulaşmamla beraber epeydir aklımda olan ama bir türlü vakit bulamadığım "şey" lere vakit ayırmaya başladım.Kitaplar

Bu tatilde öncelikle solda da resimlerini gördüğünüz (kimine daha önce başladığım kimini ise yeni aldığımdan mütevellit el bile süremediğim) kitaplarımı bir güzel elden geçirmeyi planlıyorum. Bunlarla beraber Pardus stajım için de bir ön hazırlık yapmam gerektiğine kanaat getirdim.

Bunun yanı sıra epeydir ihmal ettiğim Django’ya da tekrardan yanaşma niyetindeyim.

He tabii sadece bilgisayarla mı geçecek koca bir tatil? Tabii ki değil… Tüm sene boyunca "alıyım da yazın izlerim" diyerek sağdan soldan biriktirdiğim film stoğuma ufaktan bir dalış gerçekleştirdim. Yazın animesi olsun, Avrupa ve Türk sinemasından seçmece filmleri olsun epey bir film tüketme niyetindeyim. Defne sendeyiz…

Comments
No Comments »
Categories
Kendime not, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Wonderful Life

17 February 2008

Comments
No Comments »
Categories
Müzik, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

“Free is freedom” yada “Free as in freedom”

07 February 2008

Bugün derste bilgi birikimine son derece saygı duyduğum bir hocam konuşmasında aynen şunu söyledi;

“…bazıları diyor ki ‘free is freedom’… bu devirde kim kime bedava bir şey vermiş allah aşkına(!)”

Bunu söylerken aynı zamanda da tahtaya ‘free is freedom’ yazdı.

Sanırsam kendisi biryerlerden ‘free as in freedom’ lafını işitmiş olacak ki bir ms teknolojisi kullanarak yapacağımız yeni ödev projemizi anlatırken böyle/bunun gibi birşey(ler) söylemeye gerek duydu.

Keşke ‘free’ kelimesinin çift anlamlılığından (ücretsiz/özgür) dolayı böyle bir izahın yapıldığını ve ayrıca izahın ‘free is freedom’ şeklinde değil ‘free as in freedom’ şeklinde olduğunu söyleyebilseydim. N’apayım, yine ‘anlatmadan anlaşılmaya aşık’ canımselimliğim tutmuştu o sırada… (:

Gratis versus Libre

Comments
1 Comment »
Categories
Asabiyet, Gezegen, Özgür yazılım, Öğrenelim
Tags
free as in freedom, free is freedom, free software, fsf, gnu
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Bilimsel makale ’sallamak’ ve ötesi

25 January 2008

MIT’te okuyan bir grup kafadar üşenmemiş, oturmuş ve bilimsel makale üreten bir program yazmışlar. Girip denedim hakikaten orjinal bir çalışma olmuş. Tebrik ediyorum. Fakat işin ilginç tarafı bu programdan çıktı alarak kimi konferanslara ‘paper’ yollayan bazı kişilerin ‘paper’ larının kabul görmüş olması. Efendim, birisi Turing testi mi dedi? :)

http://pdos.csail.mit.edu/scigen/

Comments
No Comments »
Categories
Eğlencelik, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Wii’yi abartmak

24 January 2008

http://www.cs.cmu.edu/~johnny/projects/wii/

Saygı duyuyorum.

Comments
No Comments »
Categories
.Net, Eğlencelik, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Tatil, bitirme ve yeni yıl

02 January 2008

Kaldı bir final…

Cuma günkü Veritabanı Yönetim Sistemleri finalini de atlatınca bu döneme noktayı koyuyorum.

Tatil için okumayı planladığım kitapların siparişini verip ufaktan planlarımı hazırlamaya başladım. Dört haftalık tatil boyunca nesneye dayalı modelleme ve tasarım kalıpları olayında bildiklerimin üzerine elimde geldiğince birşeyler koymayı planlıyorum. Bunun için Head First Design Patterns kitabına ufaktan bir giriş dahi yaptım. (Kitabın gerçekten şahane bir anlatımı var. İnsan ister istemez keşke daha önce haberdan olsaymışım bu kitaptan diyor, tavsiyemdir.)

Tasarım kalıpları ve nesneye dayalı modellemeye başlamışken arada Django‘yu da biraz daha kurcalamayı planlıyorum. Ne de olsa (her ne kadar yazarları inatla MVT dese de) MVC tasarım kalıbını sonuna kadar kullanan bir mimarisi ve şahane bir dökümantasyonu var.

Eğer planlarımda bir terslik çıkmazsa ve yine fikrim değişmezse bitirmem için böyle bir framework (bu kadar gelişmiş değil tabii ki) yazmayı dahi planlıyorum. Bakalım, ileriki günler ne getirecek.

Bunlar da yeni yıl hediyesi olsun siz sevgili okuyuculara;


Ezginin Günlüğü - Mutlu olmak varken


Gary Jules - Mad World

İyi yıllar!

Comments
No Comments »
Categories
Django, Kişisel düşünceler, Müzik, Okul falan, Öğrenelim
Tags
öğrenelim, üniversite, bitirme, Django, Müzik, okul, Siyaset
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Laiklik bazen ‘dinsizlik’ de olabilir

31 December 2007

Mustafa Akyol’a ait laiklik ve modernite üzerine güzel bir yazı. Konu olarak günümüz Türkiye’sindeki laiklikliğin nasıl ‘yanlış’ anlamlandırılmaya çalışıldığını ve bunun tehlikelerini basit bir dille anlatıyor.

Türkiye’de yürüttüğümüz bazı kısır tartışmaların altında, ortak kavramlara farklı anlamlar yüklememiz yatıyor. Laiklik bunların belki de en önemlisi. Bu ilke için çok zaman ‘ din ve devletin birbirinden ayrılması’ diye bir tanım yapılır ve bence bu doğrudur. Dahası bu anlamdaki laiklik, hem din, hem devlet, hem de toplum için iyidir. (Neden öyle olduğu, bir başka yazının konusu olsun.)

Ama bazıları ‘ laiklik’ten ve onu ‘ korumaktan’ söz ederken başka bir şeyi kast ediyorlar. Onların aklındaki, sadece devleti değil, aynı zamanda toplumu ve bireyleri de dinden ayırmak.

19 Aralık tarihle Radikal’de yayınlanan Prof. Dr. Yasin Ceylan imzalı ve ‘ AKP, İslam ve modernleşme’ başlıklı yazı, bu konuda okuduğum en açık sözlü metinlerden biriydi. ODTÜ felsefe bölümü öğretim üyesi olan Prof. Ceylan, laikliğin aslında ‘ dine alternatif bir dünya görüşü’ olmasına rağmen, bu ‘ çarpışma’nın Türkiye’de açıkça yapılmadığından yakınıyordu. Ona göre laikliğin doğru anlamı ‘ sadece din ve devlet yönetiminin birbirinden ayrılması’ değil, ‘ Tanrı merkezli bir yaşam tarzından insan merkezli bir yaşam biçimine geçiş’ti. Ve bu yaşam biçiminin tüm topluma yerleşmesi gerekiyordu.

Bu tanımıyla laiklik, toplumun ‘ sekülerize edilmesi’, daha Türkçe söylersek ‘ dinsizleştirilmesi’ projesidir. Bunu dobraca ifade ettiği için Sayın Ceylan’ı kutlamak gerek.

Peki ama niçin gerekmektedir böyle bir proje? Verilen cevap, ‘ moderniteye geçiş’tir. Çünkü Ceylan ifadesiyle, modernlik, ‘ transandantal kaynaklara bağlı değişmez dogmalardan kurtulup, kaynağı dünyanın ötesine geçmeyen değişebilen prensiplere geçmektir.’

Aynı yorumu bazı İslamcı yazarlar da yapar. Onlar, elbette, moderniteye karşı çıkarlar. Oysa hem anti-modernist İslamcılar hem de modernist din karşıtları çok önemli bir noktayı atlamaktadır: Tek bir modernite yoktur. Kafalarındaki model, kıta Avrupası ve özellikle de Fransız tipi modernleşmedir. Bunun dinle çatışarak geliştiği de doğrudur. Ancak Anglo-Saksonların hikayesi tamamen farklıdır. Amerikalı tarihçi Gertrude Himmelfarb’ın ifadesiyle, İngiliz ve Amerikan modernleşmesinde din bir ‘ düşman’ değil ‘ müttefik’ olarak görülmüştür.

Bu konuda geniş bir literatür vardır. Max Weber’i okursanız dindarlığın iktisadi gelişmeyi nasıl ateşlediğini, Alexis de Tocqueville’i okursanız, Amerikan demokrasisinin din sayesinde nasıl güçlendiğini öğrenirsiniz. Britanya tarihini incelerseniz, bilimsel gelişmelerin ve sosyal reformların ardındaki dini motivasyonları keşfedersiniz. Ama Türkiye’nin sekülerist aydınları, Fransız Aydınlanması’yla tanımlanmış (ve bolca da Marksizm’e bulanmış) dar bir modernlik anlayışına sahip oldukları için, modernleşmek için ‘dinsizleşmek’ gerektiğinde ısrar ederler.

Oysa ne modernleşmek için dinden kopmak gerekir, ne de dinden kopmak modernliği garantiler. ‘ Transandantal kaynaklara bağlı’ bir inanç, eğer kendi içinde bir yenilenme (‘tecdid’) dinamizmi taşıyorsa, neden ‘dogmatik’ kalacaktır ki? Dahası, ‘ kaynağı dünyanın ötesine geçmeyen prensiplerin’ değişime açık olacağı nereden bellidir? Komünizmin kaynakları ‘bu dünyada’ değil miydi? Ve komünizmden daha katı bir dogmatizm gördünüz mü?

O kadar uzağa gitmeye de gerek yok. Bugün Türkiye’de dış politika, ekonomi veya Kürt sorunu açısından kimlerin en dogmatik tavrı gösterdiğine bir bakın. İlhamlarını ‘ gökten ve gaipten’ değil, ‘ bu dünyadan’, hem de sadece 70-80 yıl öncesinen alan çevreleri görürsünüz. Beyinleri ‘ seküler’, ama alabildiğine ‘ değişime kapalı’dır.

Çarşamba devam edeceğim, ‘ dinsizleştirme’ anlamındaki laikliğin ardındaki yanılgılara. Şimdilik, mutlu yıllar.

Comments
No Comments »
Categories
Kişisel düşünceler, Makaleler, Öğrenelim
Tags
öğrenelim, din, laiklik, makaleler, modernleşme, Siyaset
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Sağ-lob olayını abartmak ve nanoteknoloji…

09 December 2007

Az önce slashdot.org’da gezerken “Nanorobots for Drug Delivery?” başlıklı bir yazı gözüme çarptı. Nedendir bilinmez aklıma direk düşkünlerine gizli-saklı uyuşturucu taşıyan minik çete üyesi gibi (siyah deri ceket/pantalon ikilisi misal) giyinik robotlar geliverdi. Metni açıp okuduğumda ise olayın bambaşka olduğunu anlayıp kendime güldüm. Meğer bizim bu robotlar tedavi için gerekli ilaçları bizzat gidip vücuttaki tedavi edilecek bölgeye bırakıyorlarmış. Bu sayede ağız yada bir benzeri yolla alınıp vücut tarafından zararlı  madde olarak kabul edildiğinden hedef bölgeye götürülemeden etkisi yok edilen ilaçlar etkin olarak kullanılabilecekmiş. Bu yönten başta kanser olmak üzere pek çok hastalık için umut vadediyormuş. Hatta bunun için bir yazılım/donanım kiti üzerinde çalışmalar yapılıyormuş<

Ah bu çılgıncasına ödevler ve hayal gücü diyoruz bir kez daha…

Comments
No Comments »
Categories
Eğlencelik, Kendime not, Öğrenelim
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Categories

  • .Net
  • Asabiyet
  • Aşk
  • Çok dertliyim be blog
  • Özgür yazılım
  • Öğrenelim
  • CentOS
  • Debian / Ubuntu
  • Dizi
  • Django
  • Efkar
  • Eğlencelik
  • Fotoğraf
  • Gezegen
  • Gnu/Linux
  • Kategorilenmemiş
  • Kendime not
  • Kitap İnceleme
  • Kişisel düşünceler
  • Komiklik içerebilir
  • Makaleler
  • Müzik
  • Okul falan
  • Pardus
  • Php
  • Python
  • Seratonin
  • Sinema
  • Siyaset
  • Staj
  • Tutunamayanlar
  • Windows
  • Yazılım mühendisliği
  • Şiir

Twitter


follow ozirus at http://twitter.com

Son okuduklarım


Reklamlar


Ohloh

Ohloh profile for Furkan ÇALIŞKAN
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox